 |
 |
|
| |
|
 |
TEBLİĞ
YAPILIRKEN KULLANILMASI
GEREKEN
ÜSLUP
Tebliğ
yapılırken kullanılan üslup son derece önemlidir.
Müslümanların Allah'ın Kuran'da tarif ettiği ılımlı,
yumuşak, hoşgörülü, sakin ve sevecen üslubu özümsemesi
gerekir. Müslümanlar olgunlukları, hoşgörüleri,
itidal, tevazu ve sükunetleri ile tüm dünyaya örnek
olmalı, insanları kendilerine ve dolayısıyla İslam
ahlakına hayran bırakmalıdırlar.
Bir
Müslümanın diğer insanlardan isteği, onların da
Allah'a iman etmesi ve güzel ahlakla yaşamasıdır.
Bu ise ancak Allah'ın o insanlara da hidayet vermesiyle
mümkün olur. Bir kişi ne yaparsa yapsın, insanlara
ne kadar gerçekleri anlatırsa anlatsın, kalpler
Allah'ın elindedir.
Allah,
"iman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer
Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete
erdirmiş olurdu" ayetiyle, bu çok önemli
gerçeği Müslümanlara hatırlatmaktadır. (Rad Suresi,
31) Aynı gerçeği vurgulayan bir diğer ayet şöyledir:
Eğer
Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca
iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar
insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)
|
|
 |
Bu
nedenle bir Müslümanın görevi, sadece gerçekleri anlatmak,
insanları bu gerçeklere davet etmektir. İnsanların bunu
kabul edip etmemeleri, tamemen onların vicdanlarına
kalmış bir meseledir. Allah bu gerçeği yine Kuran'da
bildirmekte, "dinde zorlama olmadığını" (Bakara Suresi,
256) haber vermektedir. Dolayısıyla ne insanların iman
edip Müslüman olmaları, ne de Müslüman olanların ibadetleri
yerine getirmeleri veya günahtan sakınmaları için hiç
bir zorlama yapılamaz. Sadece öğüt verilir. Tüm Müslümanların
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği ılımlı, yumuşak, hoşgörülü,
sakin ve sevecen üslubu özümsemesi gerekir. Müslümanlar
olgunlukları, hoşgörüleri, itidal, tevazu ve sükunetleri
ile tüm dünyaya örnek olmalı, insanları kendilerine
ve dolayısıyla İslam ahlakına hayran bırakmalıdırlar.
Sadece bu alanlarda değil, bilim, kültür, sanat, estetik
ve toplumsal düzen gibi alanlarda da büyük atılımlar
ve güzel eserlerle hem İslam'ı en güzel şekliyle yaşamalı
hem de dünyaya temsil etmelidirler. İslam'ı insanlara
anlatmanın da, İslam'a karşı olan fikirlerle fikren
mücadele etmenin de yolu bu saydığımız kavramlardan
geçmektedir. Allah, "Rabbinin yoluna hikmetle
ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde
mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir
ve hidayete ereni de bilendir." (Nahl Suresi,
125) ayetiyle bir Müslümanın diğer insanlara karşı kullanacağı
üslubun nasıl olması gerektiğini açıkça bildirmektedir.
Allah
müminleri samimiyetlerine göre değerlendirir. Bu nedenle
de Kuran'da en çok üzerinde durulan konuların biri budur.
Allah'a karşı tam ihlaslı olmak, mümini Allah'a yaklaştıran,
kendisini geliştiren ve başarı kazanmasına vesile olan
önemli bir vasıftır. Hidayeti Allah'ın vereceğini bilerek,
dinin menfaatini gözeten bir tavır ve samimi, içten
bir ruh hali ile tebliğin yapılması gerekir. Konuşurken
de aynı şekilde içten, samimi bir üslup kullanmak tebliğ
için önemli bir şarttır.
İnsanın
imanının sağlamlığını gösteren en önemli özelliklerden
biri sabırdır. Mümin, her türlü engele, her türlü kötü
şarta rağmen ölene kadar Allah'ın rızası için çalışır
durur. Sabır budur ve ölüme kadar sürer. Kuran'da pek
çok ayette sabrın önemi üzerinde durulur. Allah bir
ayette şöyle buyurmaktadır:
Öyleyse
sen sabret; şüphesiz Allah'ın vaadi haktır; kesin bilgiyle
inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya
gevşekliğe) sürüklemesinler. (Rum Suresi, 60)
Sabrın
en çok gösterileceği alanlardan biri de tebliğdir. Mümin,
karşısındaki kişide iman ışığını gördüğü sürece, ona
karşı anlayışlı olmalı, ona bu tavırlarını düzeltmesi
için zaman tanımalıdır. Dini tanımayan insanların yanlış
hareket ve düşüncelerini, boş konuşmalarını ve sunulan
güzellikler karşısındaki anlayışsızlıklarını sabır ve
hoşgörü ile karşılamak durumundadır. Üstelik mümin bunu
büyük bir zevkle yapar. Çünkü tek bir kişinin dahi İslam'a
karşı kalbinin yumuşamasına vesile olmak çok büyük bir
iştir.
Mümin
kişi yaptığı tebliğ yüzünden başka kişilerden ya da
tüm bir kavimden tepki görebilir. Ama durmamalıdır,
her türlü zorluğa, sonuçsuzluğa rağmen tebliği sürdürmelidir.
Yeryüzünde
950 yıl yaşayan (Ankebut Suresi, 14) ve bu zamanın önemli
bölümünü kavmine tebliğ yapmakla geçiren Hz. Nuh, bu
konudaki sabrıyla en güzel örneklerden biridir. Hz.
Nuh'un kavmine yaptığı tebliği anlatan sözlerini Allah
Kuran'da şöyle haber verir:
Dedi
ki: "Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet
edip-durdum." "Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını
arttırmadı." "Doğrusu ben, onları bağışlaman için her
davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar,
örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça
büyüklük gösterip-direttiler.' "Sonra onları açıktan
açığa davet ettim." "Daha sonra (davamı) onlara açıkça
ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak
istedim." "Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret
isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. (Nuh
Suresi, 5-10)
Konuşmada
hikmet, yani özlü, isabetli, ihtiyaca yönelik, ikna
ve tatmin edici, etkileyici bir biçimde konuşmak, büyük
bir sanattır. Allah, Kuran'da sevdiği kullarına özel
bir hikmet verdiğini bildirir. Örneğin Hz. Davud için
Allah "Onun mülkünü güçlendirmiştik, Ona hikmet
ve anlatım çarpıcılığını vermiştik" (Sad Suresi,
20) şeklinde buyurmaktadır. Bir diğer ayette ise Allah
şöyle bildirmektedir:
Kime
dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet
verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl
sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi,
269)
Tebliğ
yapan müminin hikmetli konuşması çok önemlidir. Nitekim
ayette Allah, "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel
öğütle çağır..." (Nahl Suresi, 125) emrini
verir. Dolayısıyla mümin, hikmetli konuşabilmek için
Allah'a dua etmeli, fiili dua olarak da mümkün olduğunca
bu konu üzerinde düşünüp kendini ölçmelidir. Hikmetli
bir tebliğin nasıl olması gerektiği ana hatlarıyla bellidir:
Tebliği
yapan kişinin karşısındakinin ihtiyaçlarını tespit ettikten
sonra, bunlara en güzel ve en etkileyici şekilde cevap
vermesi gerekir. Allah'ın dinini anlatırken müminin
gösterişli ve ağdalı üsluptan kaçınması gerekir. Bilgi
göstermeye yönelik yapay bir çabaya girmeden, kişinin
tam ihtiyaçlarına yönelik ve onun kalbini rahatlatacak,
tatmin edici, netice verici, açık ve net bir üslupla,
kısacası hikmetli bir biçimde konuşmak, tebliğ yapan
müminin sahip olması gereken çok önemli bir özelliktir.
Hikmet,
müminin Kuran ayetlerine olan hakimiyetiyle de doğru
orantılıdır. Allah'ın ayette bildirdiği, "Onların
sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, Biz (ona karşı)
sana hakkı ve en güzel açıklama tarzını getirmiş olmayalım"
(Furkan Suresi, 33) hükmüne göre, inkarcıların öne sürdüğü
her türlü çarpık mantığın cevabı, Kuran'da vardır. Mümin,
Kuran'ı çok iyi bilir, özümser ve karşılaştığı her olayı
Kuran süzgecinden geçirerek yorumlarsa, karşı tarafın
soru ve çarpık mantıklarına karşı en isabetli ve en
hikmetli cevabı verebilir.
4.
Güçlü, Asil ve Tevazulu Bir Karakter
Mümin,
Allah'ın kendi ruhundan üflediği, kendisinden hoşnut
olduğu ve yaratılmış tüm canlılara üstün kıldığı bir
varlıktır. İnkarcılara karşı ise, onların fiziksel ve
maddi güçleri ne kadar çok gibi gözükse de, "Gevşemeyin,
üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün
olan sizlersiniz" (Al-i İmran Suresi, 139)
hükmünün sırrıyla kahhar bir üstünlüğe sahiptir. Bu
üstünlük sürekli hissedilirse tavırlara da yansır ve
kendisine tebliğ yapılan kişi de doğal olarak bu güçten
etkilenir.
Sadece
Allah'a kulluk eden mümin, aynı zamanda Kuran'dan
edindiği üstün bir karaktere ve peygamber ahlakına
benzer bir ahlaka sahiptir. Hiçbir zaafı yoktur ve
hedefi sadece Allah'ın rızasını kazanmaktır. İmanın
ona verdiği olgunluk ve sahip olduğu büyük hedefler
sayesinde hep büyük düşünür, küçük ve basit hareketlere
tenezzül etmez, bu yüzden asil olur. Tebliğ yapan
müminin bu asilliği sergilemesi, bununla birlikte
kalender, cana yakın tavırları dini tanıyacak kişiyi
olumlu yönde etkileyecektir.
Bu
sitedeki tüm materyali www.islamadavet.org sitesini referans
göstermek koşuluyla
telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.
|
|
 |
 |
 |
|