MÜSLÜMANLARA DÜŞEN SORUMLULUK

İçinde bulunduğumuz dönem, hem din ahlakının yaygınlaşmasının önemini açıkça göstermekte, hem de Müslümanlara gerçek din ahlakını insanlara anlatmak için çok fazla imkan sağlamaktadır. 19. yüzyıl toplumların hızla din ahlakından uzaklaştıkları, din dışı ideolojilerin güç kazandığı bir dönem olmuştu. Bu durum 20. yüzyılın ilk yarısında insanlara çok büyük felaketler getirdi. Halen de çeşitli ülkelerde yaşanan gerilim ve çatışmalar, pek çok insana büyük acılar getiren açlık, fakirlik, ahlaki çöküntü, toplumsal dejenarasyon gibi temel sorunlar köklü çözümler beklemektedir. Ayrıca İslam dünyasının içinde bulunduğu mevcut durum da, gerçek din ahlakının mümkün olduğunca çok insana, mümkün olduğunca kısa süre içerisinde en ilgi çekici, en etkileyici ve -Allah'ın izni ile- en hikmetli şekilde ulaştırılması gerektiğini göstermektedir.

Bu büyük sorumluluk, tüm Müslümanlar tarafından paylaşılmalı, her birey kendi imkanları ölçüsünde Kuran ahlakını yaymak için çaba göstermelidir. Bu çabanın, Rabbimiz'in dilemesiyle, neticeye ulaşabilmesi ise, Allah'ın Kuran'da bize gösterdiği, Peygamber Efendimiz'in hayatı boyunca uyguladığı tebliğ yöntemlerinin uygulanması ile mümkündür.

Kuran'da peygamber kıssalarında, gönderilen her peygamberin toplumların önde gelenleri ile fikri bir mücadele içinde oldukları bildirilmektedir. Toplumun önde gelen insanları fikirleri ve hayat tarzları ile tüm toplum üzerinde etkili olan, onları kendi istedikleri şekilde yönlendirebilen çevrelerdir.


Bu çevrelerde yaşanacak ideolojik değişiklik tüm toplumu etkiler. Bugün de tebliğ yapacak Müslümanların, toplumları neyin etki altına alıp din ahlakından uzaklaştırdığını iyi tespit etmeleri ve bu unsurlarla fikri alanda mücadele etmeleri gerekmektedir. Günümüz toplumlarına baktığımızda ise, insanları din ahlakını yaşamaktan alıkoyan en önemli unsurların başında, din dışı ideolojilerin toplumların düşünce yapılarında meydana getirdiği tahribatın olduğunu görürüz. Söz konusu ideolojilerin en önemlileri ise ateizm ve materyalizmdir.
Aslında kökü Sümerlere kadar uzanan materyalizm, 19. yüzyılda Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisi ile sözde bilimsel bir dayanak kazanmış ve materyalistler asırlardır açıklamasını yapamadıkları "evren ve canlılık nasıl var oldu?" sorusuna bu bilim dışı teori ile açıklama getirebildiklerini sanmışlardır. Darwin, doğanın içinde, cansız maddeyi canlandıran ve sonra da ondan milyonlarca farklı canlı türü türeten bir mekanizma olduğunu iddia etti ve pek çok kişiyi bu yanılgıya inandırdı. 19. yüzyılın sonlarında, ateistler, kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir "dünya görüşü" oluşturmuşlardı: Evrenin yaratıldığını inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan beri vardır, başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor, kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı. Bu sapkın inanış toplumlarda büyük tahribata neden oldur. Allah'ın varlığını ve din ahlakını inkar eden, insanların kimseye karşı sorumlu olmadıkları yalanını telkin eden bu batıl dünya görüşü, bencil, çıkarcı, saldırgan, acımasız bireylerin sayısının artmasına, daha da kötüsü bu kötü ahlak özelliklerinin makul karşılanmasına neden oldu. Yardımlaşma, fedakarlık, sabır, vefa gibi din ahlakının insanlara öğrettiği erdemler toplum hayatından neredeyse tamamen çıkarıldı. Uzun yıllar süren propagandaların etkisi ile insanlar Darwinizm'in bilimsel bir teori olduğu aldatmacasına inandılar. Okullarda verilen derslerde, gazetelerde yar alan yazılarda, çeşitli televizyon programlarında, hatta filmlerde, şarkılarda, eğlence sektörünün değişik alanlarında "insanın atasının maymun olduğu yalanı" adeta tartışmasız bir gerçekmiş gibi lanse edildi.

Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim dünyasında yaşanan gelişmeler, evrim teorisinin büyük bir safsatadan ibaret olduğunu delilleri ile gözler önüne serdi. Ne var ki, teoriyi sahiplenip propagandasını yapanlar sadece ideolojik kaygılarla bu bilim dışı teoriyi kabullenmişlerdi. Ve Darwin'in teorisinin geçersizliğinin ortaya çıkmasıyla, dünya görüşlerinin tamamen yıkılacağını, yani materyalist ve ateist ideolojilerin yerle bir olacağını gayet iyi biliyorlardı. Evrenin ve kendisinin Darwinist ve materyalistlerin iddia ettiği gibi tesadüflerin eseri olmadığını gören bir insan, doğal olarak herşeyin nasıl var olduğu sorusunun cevabını arayacak ve bu arayış onu tek bir gerçeğe götürecektir: Üstün bir Yaratıcı herşeyi yoktan var etmiştir. Bu gerçeği anlayan insan, tüm yaşantısını doğal olarak Yaratıcımız'ın emirlerine göre şekillendirecek, diğer bir deyişle din ahlakını yaşamaya başlayacaktır. Bu ise, asırlardır din ahlakına karşı mücadele vermiş olanlar için büyük bir yenilgi anlamına gelmektedir. Günümüzde Darwinizm'in ısrarla savunulmasının temelinde bu gerçek yer almaktadır.

İşte Müslümanlara da bu noktada çok önemli görevler düşmektedir. Müslümanlar, din ahlakını anlatabilmek için öncelikle insanların din ahlakından uzaklaşmalarına neden olan fikri gerekçeleri ortadan kaldırmaları, toplumlarda zihinsel kirliliği gidermelidirler. Ateizm ve materyalizmin fikren çökmesi için temel dayanak noktasının ortadan kaldırılması lazımdır. Tutunacak noktası kalmayan, temelleri yıkılmış ideolojilerin ayakta kalamayacağı açıktır. Bu nedenle Darwinizm'in gerçek yüzünün deşifre edilmesi, mantıksızlıklarının, yanılgılarının açıklanması, bilimsel hiçbir dayanağının olmadığının insanlara anlatılması, insanları, büyük bir aldanışın içinden kurtaracak ve doğru yolu görmeleri için önemli bir vesile olacaktır. Bugün hala konuyu inceleme imkanı bulamayan, kulaktan dolma bilgilerle hareket eden pek çok insan Darwinizm'i geçerli bir akım sanmakta ve din ahlakından uzak kalmaya devam etmektedir. Bu uzaklaşmanın önüne geçmek ise, Darwinizm'in iflas etmiş bir ideoloji olduğunun insanlara duyurulması ile mümkündür.

Bununla birlikte, yapılması gereken önemli bir çalışma da Rabbimiz'in varlığının delillerini, üstün yaratışının eserlerini, eşsiz sanatının örneklerini insanlara göstermektir. Pek çok İslam alimi, iman hakikatlerini öğrenmek ve anlatmanın önemine dikkat çekmektedirler. Bu hakikatler, Allah'a iman etmeyen insanlara, Allah'ın varlığını, birliğini, yüceliğini, üstünlüğünü, herşeye güç yetiren olduğunu açıkça gösterecek delillerdendir. Bu hakikatlerin bilimsel ispatlarla, akıcı ve sade bir üslup kullanılarak anlatılması, Allah'ın izni ile, pek çok insanın iman etmesine vesile olabilir. Unutmamak gerekir ki, din dışı ideolojilerin savunucuları insanları inkar ettirmek için çaba yürütmeye devam etmektedirler. İman hakikatleri ise, "herşeyin tesadüflerin eseri olduğu" yalanını yerle bir etmektedir. İnkarcıların telkinlerinin kırılması, üstünü kapamaya çalıştıkları yaratılış gerçeğinin ve mucizlerinin gün ışığına çıkması için iman hakikatlerinin insanlara anlatılması gerekmektedir. Canlıların muhteşem yapılarını, evrendeki hassas dengeyi ve olağanüstü sistemleri gören vicdanlı insanlar, bunların tesadüfen oluşamayacağını ve herşeyi yaratanın üstün ve güç sahibi olan Allah olduğunu anlayacaklardır. Böylecek inkarcıların yaymaya çalıştığı "tesadüf" safsatası, ayette buyurulan "... Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81) ifadesinde haber verildiği gibi yok olacaktır.

Günümüzde belirli çevreler tarafından sözde bilim ile dinin çatıştığı yanılgısı öne sürülmekte ve bu propaganda kasıtlı olarak gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Oysa Kuran ahlakı insanları, çevrelerinde gördükleri varlıklar üzerinde düşünmeye, araştırma yapmaya ve incelemeye yöneltir. İslam dünyasının tarihte bilime yaptığı katkılar, Müslümanların bilime bakış açılarını yansıtan önemli bir örnektir. Tıp, astronomi, kimya, matematik gibi alanlarda Müslüman bilim adamlarının yaptıkları çalışmalar, Batılılar tarafından uzun yıllar kullanılmış, bu bilgiler modern bilmin temelini oluşturmuştur. Kuşkusuz bu, Müslüman bilim adamlarının -Kuran ahlakına uygun olarak- Yaratıcımız'ı daha yakından tanımak, O'nun eserlerini incelemek amacıyla yaptıklarını çalışmaların bir neticesidir. İnkarcılar ise kendi batıl inanışlarına, "akıl ve bilim" süsü vermekte, bilimi yalnızca ateizm ve materyalizmin tekelinde gibi göstermeye çalışmakta, böylece dindar insanların bilimden uzak oldukları aldatmacasını yaymaktadırlar. Oysa bilim dünyasında yaşanan hemen her gelişme, evrendeki herşeyin üstün bir Yaratıcı'nın eseri olduğu gerçeğini bir kez daha ispatlamakta ve her geçen gün sayısı gittikçe artan insanı iman etmeye yönlendirmektedir. Bunları bilen bir insan, ateistlerin yalanlarını, sahtekarlıklarını kolaylıkla teşhis eder ve çürütür. Yaratılış gerçeğini gösteren bilimsel gelişmeleri ve iman hakikatlerini bilmek, kavramak ve anlatmak inananları her türlü inkarcı felsefeye karşı üstün kılacaktır. Bu bilgilerin tüm insanlara ulaştırılması önem taşımaktadır.

Müslümanların bu gerçekleri insanlara ulaştırırken, çağın en son teknolojisinden faydalanmaları son derece önemlidir. İnternet bu açıdan son derece önemli bir araçtır. Pek çok Müslüman topluluk interneti çok faydalı ve etkili bir şekilde kullanmaktadır. Bunun sayısının daha da artırılması gerekmektedir. Özellikle gençler artık pek çok bilgiye internet aracılığı ile ulaşmaktadırlar. Yaratılış gerçeğini anlatan, insanları Hak yola davet eden, gerçek İslam ahlakını açıklayan internet sitelerinin sayıca artması, ulaşılan insan sayısını da çok artıracaktır. Gerek interneti gerek diğer yazılı ve görsel malzemeleri kullanırken, tüm detayların özenle hazırlanması önemlidir. Yapılan bir internet sayfasını, hazırlanan bir kitabı, çekilen bir belgeseli izleyecek kişinin ilk defa din ahlakını ve Müslümanları bu çalışmalar aracılığı ile tanıyacağını unutmamak lazımdır. Bu çalışmaları inceleyen insan, hem sunulan bilgiyi öğrenecek hem de çalışmada kullanılan sitilden Müslümanların dünyaya bakış açıları ve yaşamları hakkında fikir sahibi olacaktır. Okuduğu kitap, girdiği internet sitesi, izlediği belgesel, katıldığı konferans, İslam ahlakını yaşayan bir Müslümanın son derece aydın, açık fikirli, ileri görüşlü, gelişmiş bir estetik anlayışa sahip olduğunu ispatlar nitelikte olmalıdır. Unutmamalıyız ki, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) çağının en modern, en aydın, en zevkli, en kaliteli, en asil insanıydı. Onun üstün ahlakını ve yaşamını kendisine örnek alan bizlerin de bu güzel özelliklere sahip olmaya çalışmamız gerekir. İnsanların gerçek kalite, asalet ve modernliğin ancak din ahlakının yaşanması ile mümkün olduğunu görmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hazırlanan eserlerdeki kalite, din ahlakına karşı ön yargısı olan insanların dahi ilgisini bu eserlere çekmeli, cahilce öne sürdükleri pek çok mazareti doğal olarak ortadan kaldırmalıdır.

Son olarak üzerinde durulması gereken bir diğer önemli husus da, tebliğ çalışmalarında Müslümanların birbirlerine verdikleri destektir. İslam ahlakı Müslümanların daima birleştirici davranmalarını, dayanışma ve kaynaşma içinde din kardeşleri olmalarını gerektirir. Nasıl ki ayrılıklar ve çekişmeler Müslümanları güçten düşürüyorsa, birlik ve tesanüd (dayanışma) de Müslümanlara güç kazandıracaktır.

Müslümanların birbirleri ile olan ilişkilerinde, temel ölçü karşılarındaki kişinin ırkı, etnisitesi, dili gibi özellikleri, sahip olduğu imkanları, makamı veya mevkisi değil, imanı ve güzel ahlakıdır. Samimi iman eden kişiler arasında sevgi, bir diğerinin Allah'tan korkup sakınmasına, Rabbimiz'e duyduğu içli sevgiye, yaptığı salih amellere, gösterdiği güzel ahlaka göre şekillenir. Eğer bir kişi hayatını Allah yolunda vakfetmiş olduğunu tüm tavır ve davranışları ile ispatlıyor, her anında Allah'ın rızasını ve rahmetini gözeterek güzel davranışlarda bulunuyorsa, müminler o kişiye karşı sevgi ve hürmet duyarlar. Bu kişinin derisinin rengini, ait olduğu milleti, maddi imkanlarını kıstas olarak değerlendirmezler, bunlar sevgilerinde olumlu ya da olumsuz hiçbir etki yapmaz. Aynı kıstaslar, Müslüman toplumlar arasındaki ilişkilerde de geçerli olmalıdır. İki Müslüman toplum arasındaki ilişkinin özü, Kuran'da bildirildiği gibi olmalıdır: Müslümanlar, birbirlerinin yardımcısı ve velisidirler.

Müslümanların, her konuda olduğu gibi tebliğ çalışmalarında da birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri gerekmektedir. Özellikle son dönemde diğer medeniyetlerde İslam'a yöneliş artmış ve insanlara gerçek Kuran ahlakını anlatmanın önemi daha belirginleşmiştir. Allah'ın varlığı, birliği, İslam ahlakının gerekleri; Peygamber Efendimizin hayatı; Kuran'da bildirilen hükümler; İslam toplumunun nasıl olması gerektiği gibi konular son dönemlerde Batı dünyası içinde en çok tartışılan konular arasında yer almaktadır. İslamiyete ilgi duyan insanlar kuşkusuz ki en doğru bilgiyi Müslümanlardan alabilirler. Bu nedenle Müslümanların İslam'ı en iyi şekilde temsil etmesi gerekmektedir.

Tüm bu bilgiler açıkça ortaya koymaktadır ki, dünya Müslümanlarının en acil sorumluluklarından biri, kendi iç anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak, Kuran ahlakını yaymak ve insanları Allah'ın yoluna davet etmektir. Rabbimiz, iman edenlere bu önemli görevi, bir ayette şu şekilde bildirmiştir:

İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

Müslümanların birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etmeleri, Kuran ahlakını yaymak için yapılacak bütün çalışmalara hız kazandıracaktır. Yapılan işleri bereketlendirecektir. Doğru bilgi en hızlı ve en güzel şekilde tüm insanlara ulaşacaktır. Şu anda da bireysel ve toplu olarak dünyanın farklı bölgelerinde, Müslümanlar tarafından İslam'ı yaymak ve tanıtmak için çeşitli faaliyetler yapılmaktadır. Ancak İslam Birliği'nin kurulması, bu faaliyetleri daha programlı bir hale getirecek, Kuran ahlakını yaymak için sistemli bir çalışma yürütülmesi sağlanacaktır. Ayrıca sözde İslam adına ortaya çıkan, ama gerçekte İslam dışı bir saldırganlık ve kabalık sergileyen birtakım kimselerin de önüne geçilecek, gerçek İslam ahlakının ne olduğu tanımlanarak çizilen yanlış imajlar ortadan kaldırılacaktır.
Unutmamak gerekir ki, İslam dünyasını çok önemli ve büyük gelişmeler beklemektedir. Allah, herşey için olduğu gibi İslam toplumları için de bir kader çizmiştir. "Allah, nurunu tamamlamayı dilemektedir." (Tevbe Suresi 32) ayetiyle bildirildiği gibi, Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılarak, din-dışı felsefelerin fikren yıkılacağı, yeryüzünden fitnenin kaldırılmasıyla tüm insanlığa barış ve kurtuluş geleceği Rabbimiz'in bize bir müjdesidir. İslam ahlakının dünyaya yayılacağı, insanların barışa ve güvenliğe kavuşacağı günler Allah'ın izni ile pek yakındır. Allah'ın samimi iman edenlere vaadi, "onları da kendilerinden öncekiler gibi güç ve iktidar sahibi kılmaktır." Ayette şöyle buyurulmaktadır:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Her Müslüman ahlakını güzelleştirerek, İslam'ın ve Müslümanların yararına yaptığı hayır işlerinin sayısını olabildiğince artırarak en güzel şekilde bu kutlu dönem için hazırlanmalıdır. Müslümanların, insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini görecekleri zamanın bir an once gelmesi için, yapmaları gereken en önemli hazırlıklardan biri ise, tebliğ çalışmalarında bulunmak ve bu çalışmaların etkisinin artması için gayret etmektir.

 

Bu sitedeki tüm materyali www.islamadavet.org sitesini referans göstermek koşuluyla
telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.