Bu çevrelerde yaşanacak ideolojik
değişiklik tüm toplumu etkiler. Bugün de tebliğ yapacak
Müslümanların, toplumları neyin etki altına alıp din
ahlakından uzaklaştırdığını iyi tespit etmeleri ve
bu unsurlarla fikri alanda mücadele etmeleri gerekmektedir.
Günümüz toplumlarına baktığımızda ise, insanları din
ahlakını yaşamaktan alıkoyan en önemli unsurların
başında, din dışı ideolojilerin toplumların düşünce
yapılarında meydana getirdiği tahribatın olduğunu
görürüz. Söz konusu ideolojilerin en önemlileri ise
ateizm ve materyalizmdir.
Aslında
kökü Sümerlere kadar uzanan materyalizm, 19. yüzyılda
Charles Darwin'in ortaya attığı evrim teorisi ile
sözde bilimsel bir dayanak kazanmış ve materyalistler
asırlardır açıklamasını yapamadıkları "evren ve canlılık
nasıl var oldu?" sorusuna bu bilim dışı teori ile
açıklama getirebildiklerini sanmışlardır. Darwin,
doğanın içinde, cansız maddeyi canlandıran ve sonra
da ondan milyonlarca farklı canlı türü türeten bir
mekanizma olduğunu iddia etti ve pek çok kişiyi bu
yanılgıya inandırdı. 19. yüzyılın sonlarında, ateistler,
kendilerince her şeyi açıkladığını sandıkları bir
"dünya görüşü" oluşturmuşlardı: Evrenin yaratıldığını
inkar ediyor, buna karşı "evren sonsuzdan beri vardır,
başlangıcı yoktur" diyorlardı. Evrendeki düzen ve
dengenin tesadüflerin sonucu olduğunu ileri sürüyor,
kainatta hiçbir amaç bulunmadığını iddia ediyorlardı.
Bu sapkın inanış toplumlarda büyük tahribata neden
oldur. Allah'ın varlığını ve din ahlakını inkar eden,
insanların kimseye karşı sorumlu olmadıkları yalanını
telkin eden bu batıl dünya görüşü, bencil, çıkarcı,
saldırgan, acımasız bireylerin sayısının artmasına,
daha da kötüsü bu kötü ahlak özelliklerinin makul
karşılanmasına neden oldu. Yardımlaşma, fedakarlık,
sabır, vefa gibi din ahlakının insanlara öğrettiği
erdemler toplum hayatından neredeyse tamamen çıkarıldı.
Uzun yıllar süren propagandaların etkisi ile insanlar
Darwinizm'in bilimsel bir teori olduğu aldatmacasına
inandılar. Okullarda verilen derslerde, gazetelerde
yar alan yazılarda, çeşitli televizyon programlarında,
hatta filmlerde, şarkılarda, eğlence sektörünün değişik
alanlarında "insanın atasının maymun olduğu yalanı"
adeta tartışmasız bir gerçekmiş gibi lanse edildi.
Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim
dünyasında yaşanan gelişmeler, evrim teorisinin büyük
bir safsatadan ibaret olduğunu delilleri ile gözler
önüne serdi. Ne var ki, teoriyi sahiplenip propagandasını
yapanlar sadece ideolojik kaygılarla bu bilim dışı
teoriyi kabullenmişlerdi. Ve Darwin'in teorisinin
geçersizliğinin ortaya çıkmasıyla, dünya görüşlerinin
tamamen yıkılacağını, yani materyalist ve ateist ideolojilerin
yerle bir olacağını gayet iyi biliyorlardı. Evrenin
ve kendisinin Darwinist ve materyalistlerin iddia
ettiği gibi tesadüflerin eseri olmadığını gören bir
insan, doğal olarak herşeyin nasıl var olduğu sorusunun
cevabını arayacak ve bu arayış onu tek bir gerçeğe
götürecektir: Üstün bir Yaratıcı herşeyi yoktan var
etmiştir. Bu gerçeği anlayan insan, tüm yaşantısını
doğal olarak Yaratıcımız'ın emirlerine göre şekillendirecek,
diğer bir deyişle din ahlakını yaşamaya başlayacaktır.
Bu ise, asırlardır din ahlakına karşı mücadele vermiş
olanlar için büyük bir yenilgi anlamına gelmektedir.
Günümüzde Darwinizm'in ısrarla savunulmasının temelinde
bu gerçek yer almaktadır.
İşte Müslümanlara da bu noktada çok önemli görevler
düşmektedir. Müslümanlar, din ahlakını anlatabilmek
için öncelikle insanların din ahlakından uzaklaşmalarına
neden olan fikri gerekçeleri ortadan kaldırmaları,
toplumlarda zihinsel kirliliği gidermelidirler. Ateizm
ve materyalizmin fikren çökmesi için temel dayanak
noktasının ortadan kaldırılması lazımdır. Tutunacak
noktası kalmayan, temelleri yıkılmış ideolojilerin
ayakta kalamayacağı açıktır. Bu nedenle Darwinizm'in
gerçek yüzünün deşifre edilmesi, mantıksızlıklarının,
yanılgılarının açıklanması, bilimsel hiçbir dayanağının
olmadığının insanlara anlatılması, insanları, büyük
bir aldanışın içinden kurtaracak ve doğru yolu görmeleri
için önemli bir vesile olacaktır. Bugün hala konuyu
inceleme imkanı bulamayan, kulaktan dolma bilgilerle
hareket eden pek çok insan Darwinizm'i geçerli bir
akım sanmakta ve din ahlakından uzak kalmaya devam
etmektedir. Bu uzaklaşmanın önüne geçmek ise, Darwinizm'in
iflas etmiş bir ideoloji olduğunun insanlara duyurulması
ile mümkündür.
Bununla birlikte, yapılması gereken önemli bir çalışma
da Rabbimiz'in varlığının delillerini, üstün yaratışının
eserlerini, eşsiz sanatının örneklerini insanlara
göstermektir. Pek çok İslam alimi, iman hakikatlerini
öğrenmek ve anlatmanın önemine dikkat çekmektedirler.
Bu hakikatler, Allah'a iman etmeyen insanlara, Allah'ın
varlığını, birliğini, yüceliğini, üstünlüğünü, herşeye
güç yetiren olduğunu açıkça gösterecek delillerdendir.
Bu hakikatlerin bilimsel ispatlarla, akıcı ve sade
bir üslup kullanılarak anlatılması, Allah'ın izni
ile, pek çok insanın iman etmesine vesile olabilir.
Unutmamak gerekir ki, din dışı ideolojilerin savunucuları
insanları inkar ettirmek için çaba yürütmeye devam
etmektedirler. İman hakikatleri ise, "herşeyin tesadüflerin
eseri olduğu" yalanını yerle bir etmektedir. İnkarcıların
telkinlerinin kırılması, üstünü kapamaya çalıştıkları
yaratılış gerçeğinin ve mucizlerinin gün ışığına çıkması
için iman hakikatlerinin insanlara anlatılması gerekmektedir.
Canlıların muhteşem yapılarını, evrendeki hassas dengeyi
ve olağanüstü sistemleri gören vicdanlı insanlar,
bunların tesadüfen oluşamayacağını ve herşeyi yaratanın
üstün ve güç sahibi olan Allah olduğunu anlayacaklardır.
Böylecek inkarcıların yaymaya çalıştığı "tesadüf"
safsatası, ayette buyurulan "... Hak geldi,
batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur."
(İsra Suresi, 81) ifadesinde haber verildiği
gibi yok olacaktır.
Günümüzde belirli çevreler tarafından sözde bilim
ile dinin çatıştığı yanılgısı öne sürülmekte ve bu
propaganda kasıtlı olarak gündemde tutulmaya çalışılmaktadır.
Oysa Kuran ahlakı insanları, çevrelerinde gördükleri
varlıklar üzerinde düşünmeye, araştırma yapmaya ve
incelemeye yöneltir. İslam dünyasının tarihte bilime
yaptığı katkılar, Müslümanların bilime bakış açılarını
yansıtan önemli bir örnektir. Tıp, astronomi, kimya,
matematik gibi alanlarda Müslüman bilim adamlarının
yaptıkları çalışmalar, Batılılar tarafından uzun yıllar
kullanılmış, bu bilgiler modern bilmin temelini oluşturmuştur.
Kuşkusuz bu, Müslüman bilim adamlarının -Kuran ahlakına
uygun olarak- Yaratıcımız'ı daha yakından tanımak,
O'nun eserlerini incelemek amacıyla yaptıklarını çalışmaların
bir neticesidir. İnkarcılar ise kendi batıl inanışlarına,
"akıl ve bilim" süsü vermekte, bilimi yalnızca ateizm
ve materyalizmin tekelinde gibi göstermeye çalışmakta,
böylece dindar insanların bilimden uzak oldukları
aldatmacasını yaymaktadırlar. Oysa bilim dünyasında
yaşanan hemen her gelişme, evrendeki herşeyin üstün
bir Yaratıcı'nın eseri olduğu gerçeğini bir kez daha
ispatlamakta ve her geçen gün sayısı gittikçe artan
insanı iman etmeye yönlendirmektedir. Bunları bilen
bir insan, ateistlerin yalanlarını, sahtekarlıklarını
kolaylıkla teşhis eder ve çürütür. Yaratılış gerçeğini
gösteren bilimsel gelişmeleri ve iman hakikatlerini
bilmek, kavramak ve anlatmak inananları her türlü
inkarcı felsefeye karşı üstün kılacaktır. Bu bilgilerin
tüm insanlara ulaştırılması önem taşımaktadır.
Müslümanların bu gerçekleri insanlara ulaştırırken,
çağın en son teknolojisinden faydalanmaları son derece
önemlidir. İnternet bu açıdan son derece önemli bir
araçtır. Pek çok Müslüman topluluk interneti çok faydalı
ve etkili bir şekilde kullanmaktadır. Bunun sayısının
daha da artırılması gerekmektedir. Özellikle gençler
artık pek çok bilgiye internet aracılığı ile ulaşmaktadırlar.
Yaratılış gerçeğini anlatan, insanları Hak yola davet
eden, gerçek İslam ahlakını açıklayan internet sitelerinin
sayıca artması, ulaşılan insan sayısını da çok artıracaktır.
Gerek interneti gerek diğer yazılı ve görsel malzemeleri
kullanırken, tüm detayların özenle hazırlanması önemlidir.
Yapılan bir internet sayfasını, hazırlanan bir kitabı,
çekilen bir belgeseli izleyecek kişinin ilk defa din
ahlakını ve Müslümanları bu çalışmalar aracılığı ile
tanıyacağını unutmamak lazımdır. Bu çalışmaları inceleyen
insan, hem sunulan bilgiyi öğrenecek hem de çalışmada
kullanılan sitilden Müslümanların dünyaya bakış açıları
ve yaşamları hakkında fikir sahibi olacaktır. Okuduğu
kitap, girdiği internet sitesi, izlediği belgesel,
katıldığı konferans, İslam ahlakını yaşayan bir Müslümanın
son derece aydın, açık fikirli, ileri görüşlü, gelişmiş
bir estetik anlayışa sahip olduğunu ispatlar nitelikte
olmalıdır. Unutmamalıyız ki, Peygamber Efendimiz Hz.
Muhammed (sav) çağının en modern, en aydın, en zevkli,
en kaliteli, en asil insanıydı. Onun üstün ahlakını
ve yaşamını kendisine örnek alan bizlerin de bu güzel
özelliklere sahip olmaya çalışmamız gerekir. İnsanların
gerçek kalite, asalet ve modernliğin ancak din ahlakının
yaşanması ile mümkün olduğunu görmeleri gerekmektedir.
Bu nedenle hazırlanan eserlerdeki kalite, din ahlakına
karşı ön yargısı olan insanların dahi ilgisini bu
eserlere çekmeli, cahilce öne sürdükleri pek çok mazareti
doğal olarak ortadan kaldırmalıdır.
Son olarak üzerinde durulması gereken bir diğer önemli
husus da, tebliğ çalışmalarında Müslümanların birbirlerine
verdikleri destektir. İslam ahlakı Müslümanların daima
birleştirici davranmalarını, dayanışma ve kaynaşma
içinde din kardeşleri olmalarını gerektirir. Nasıl
ki ayrılıklar ve çekişmeler Müslümanları güçten düşürüyorsa,
birlik ve tesanüd (dayanışma) de Müslümanlara güç
kazandıracaktır.
Müslümanların birbirleri ile olan ilişkilerinde, temel
ölçü karşılarındaki kişinin ırkı, etnisitesi, dili
gibi özellikleri, sahip olduğu imkanları, makamı veya
mevkisi değil, imanı ve güzel ahlakıdır. Samimi iman
eden kişiler arasında sevgi, bir diğerinin Allah'tan
korkup sakınmasına, Rabbimiz'e duyduğu içli sevgiye,
yaptığı salih amellere, gösterdiği güzel ahlaka göre
şekillenir. Eğer bir kişi hayatını Allah yolunda vakfetmiş
olduğunu tüm tavır ve davranışları ile ispatlıyor,
her anında Allah'ın rızasını ve rahmetini gözeterek
güzel davranışlarda bulunuyorsa, müminler o kişiye
karşı sevgi ve hürmet duyarlar. Bu kişinin derisinin
rengini, ait olduğu milleti, maddi imkanlarını kıstas
olarak değerlendirmezler, bunlar sevgilerinde olumlu
ya da olumsuz hiçbir etki yapmaz. Aynı kıstaslar,
Müslüman toplumlar arasındaki ilişkilerde de geçerli
olmalıdır. İki Müslüman toplum arasındaki ilişkinin
özü, Kuran'da bildirildiği gibi olmalıdır: Müslümanlar,
birbirlerinin yardımcısı ve velisidirler.
Müslümanların, her konuda olduğu gibi tebliğ çalışmalarında
da birlik ve beraberlik içinde hareket etmeleri gerekmektedir.
Özellikle son dönemde diğer medeniyetlerde İslam'a
yöneliş artmış ve insanlara gerçek Kuran ahlakını
anlatmanın önemi daha belirginleşmiştir. Allah'ın
varlığı, birliği, İslam ahlakının gerekleri; Peygamber
Efendimizin hayatı; Kuran'da bildirilen hükümler;
İslam toplumunun nasıl olması gerektiği gibi konular
son dönemlerde Batı dünyası içinde en çok tartışılan
konular arasında yer almaktadır. İslamiyete ilgi duyan
insanlar kuşkusuz ki en doğru bilgiyi Müslümanlardan
alabilirler. Bu nedenle Müslümanların İslam'ı en iyi
şekilde temsil etmesi gerekmektedir.
Tüm bu bilgiler açıkça ortaya koymaktadır ki, dünya
Müslümanlarının en acil sorumluluklarından biri, kendi
iç anlaşmazlıklarını bir kenara bırakarak, Kuran ahlakını
yaymak ve insanları Allah'ın yoluna davet etmektir.
Rabbimiz, iman edenlere bu önemli görevi, bir ayette
şu şekilde bildirmiştir:
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz
bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost
olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk
(fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
Müslümanların birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket
etmeleri, Kuran ahlakını yaymak için yapılacak bütün
çalışmalara hız kazandıracaktır. Yapılan işleri bereketlendirecektir.
Doğru bilgi en hızlı ve en güzel şekilde tüm insanlara
ulaşacaktır. Şu anda da bireysel ve toplu olarak dünyanın
farklı bölgelerinde, Müslümanlar tarafından İslam'ı
yaymak ve tanıtmak için çeşitli faaliyetler yapılmaktadır.
Ancak İslam Birliği'nin kurulması, bu faaliyetleri
daha programlı bir hale getirecek, Kuran ahlakını
yaymak için sistemli bir çalışma yürütülmesi sağlanacaktır.
Ayrıca sözde İslam adına ortaya çıkan, ama gerçekte
İslam dışı bir saldırganlık ve kabalık sergileyen
birtakım kimselerin de önüne geçilecek, gerçek İslam
ahlakının ne olduğu tanımlanarak çizilen yanlış imajlar
ortadan kaldırılacaktır.
Unutmamak
gerekir ki, İslam dünyasını çok önemli ve büyük gelişmeler
beklemektedir. Allah, herşey için olduğu gibi İslam
toplumları için de bir kader çizmiştir. "Allah,
nurunu tamamlamayı dilemektedir." (Tevbe
Suresi 32) ayetiyle bildirildiği gibi, Kuran ahlakının
tüm dünyaya yayılarak, din-dışı felsefelerin fikren
yıkılacağı, yeryüzünden fitnenin kaldırılmasıyla tüm
insanlığa barış ve kurtuluş geleceği Rabbimiz'in bize
bir müjdesidir. İslam ahlakının dünyaya yayılacağı,
insanların barışa ve güvenliğe kavuşacağı günler Allah'ın
izni ile pek yakındır. Allah'ın samimi iman edenlere
vaadi, "onları da kendilerinden öncekiler gibi güç
ve iktidar sahibi kılmaktır." Ayette şöyle buyurulmaktadır:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde
bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri
nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da
yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri
için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik
kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra
güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet
ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan
sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi,
55)
Her Müslüman ahlakını güzelleştirerek, İslam'ın ve
Müslümanların yararına yaptığı hayır işlerinin sayısını
olabildiğince artırarak en güzel şekilde bu kutlu
dönem için hazırlanmalıdır. Müslümanların, insanların
dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini görecekleri
zamanın bir an once gelmesi için, yapmaları gereken
en önemli hazırlıklardan biri ise, tebliğ çalışmalarında
bulunmak ve bu çalışmaların etkisinin artması için
gayret etmektir.