Allah
Kuran'da iman edenlerin en önemli ibadetlerinden birinin
tebliğ, yani Kuran'da bildirilen gerçekleri insanlara
anlatmak ve onları iman etmeye davet etmek olduğunu
bildirir. Öyle ki bu ibadet hayatın her alanını kapsar.
Mümin, sözleriyle, haliyle, tavrıyla yaşamının her
anında Allah'ın dinini diğer insanlara yaymakla ve
İslam'ı temsil etmekle yükümlüdür.
Müminlerin
birbirleri arasındaki konuşmalar da gerçekte karşılıklı
birer tebliğdir. Onlar da birbirlerini Kuran'da bildirilen
hükümlere uymaya, Kuran'da tarif edilen ahlakı üzerlerinde
göstermeye davet ederler. Kısacası, müminin genel
üslubu tebliğdir. Buna
karşın, Kuran'a göre inkarcılara ait olan "karakteristik"
üslup ise tartışmadır. Kendisine "Adem'e secde et"
(İsra Suresi, 61) emrini verdiğinde Allah ile -Allah'ı
tenzih ederiz- tartışmaya kalkan şeytandan itibaren
tüm inkarcıların tipik bir özelliği olan tartışma,
bencil tutkuların (hevanın) bir ürünüdür ve tebliğin
aksine insana hiçbir şey kazandırmaz.
Dolayısıyla
mümin, her zaman tebliğ üslubunu korumalı ve asla
inkarcılara ait bir üslup olan tartışmaya eğilim göstermemelidir.
Allah bir ayetinde, müminin tartışmadan uzak duran
ve her zaman için tebliği hedefleyen bu tavrını şöyle
hükme bağlar: